Yaptırımla yaptıramazsın

Seçilmeden önce zırt pırt ABD'ye giden RTE ve tayfası, seçildikten sonra da herşeyi ABD'den icazet alarak ve onların emri doğrultusunda gerçekleştiriyordu. Milletin ağızına başörtüsü yasakları ve muhafazakarlara özgürlük lokmasını iteleyip, Türkiye'nin dış poltikasını bile ABD'nin emirlerine göre şekillendirdiler. 1 Mart 2003 tezkeresinde, ABD'nin müslümanları öldürmesi için topraklarımızı kullanmak istemesini bile destekleyecek konumdaydılar hatta. TBMM'de utanmadan tezkere için evet oyu istediler. "Biz Büyük Ortadoğu Projesi'nin eşbaşkanıyız" diyorlardı. Allah'tan AKP o zamanlar henüz şimdiki gibi biyat partisi değildi de tezkere meclisten geçemedi.

İşte o zamanlar bu parti iktidara geldiğinde, işlerini yaptırabilmek için her hükümet gibi kadrolaşmaya uğraştılar. Ancak muhafazakar kesim "Biz de kızlar okumaz zaten, erkeklerde üniversiteye gidip komünist olyolaa" dediğinden, kendi kafalarına uygun kadrolaştıracak vasıflı adam bulamadılar. İşte tam burada devreye dershaneler ve okullar sahibi, her beynini yıkadığını üniversiteden de mezun etmiş, eğitimli müritleri olan, maklube sever nesilin mübarek hoca efendisi ABD köpeği, onun bunun evladı Fetullah Gülen girdi. Washington'dan dediler ki; "Yahu sen bu Fethullah'ın adamlarını yerleştirsene devlet kadrolarına, hem işin hızlı yürüsün, hem kanun çıkarırken uygularken falan zorluk yaratmasınlar".

Bizim patron bu fikri beğendi, hemen uygulamaya geçti. Tüm kadroları bir kaç yılda değiştirip her yere FETÖ'nün adamlarını yerleştirdiler. Onlara göre herşey süper gidiyordu. Zaten iktidarı o zamanlar çok seven ABD, Türkiye'ye para da pompalıyordu bol bol. Bütün ABD kredi derecelendirme kuruluşları not yükseltiyordu. Kısacası el parasıyla refah yaşıyorduk. "1 dolar, 1 lira olacak" açıklamaları falan geliyordu yani, o derece bir refah. Tabi ki RTE bu kadroların zamanı gelince başına bela açacağını, Fetoş'un sözünün kendi sözünden daha etkili olduğunu anlamış olacak ki, kendi eğitimli kadrolarını oluşturmak üzere İmam Hatip Liseleri'ne ayrı bir statü kazandırdı, katsayı sorunu falan çözüldü. "Arka bahçemiz" dedikleri yerlerde, kendisi için çalışacak nitelikli devlet kadrosu yetiştirmeye başladı.

Temmuz 2008'e gelindiğinde, artık AKP öncesi kadrolardan güçlü ve göze batanları da son bir hamleyle temizlemek için harekete geçtiler. FETÖ, kendi tetikçi gazetesi "Taraf" gazetesinde, kendi tetikçi gazetecilerine sahte belgeler vererek "Ergenekon ve Bolyoz" kumpasını başlattı. Zaten 50 yıl boyunca hep darbelerin kurbanı olmuş Milli Nizam Partisi, Milli Selamet Partisi, Refah Partisi, Fazilet Partisi gibi örnekler varken, "AKP'ye darbe yapılacakmış" dedikodusu hükümet ve halk tarafından da gayet olası görülüp, AKP'ye olan desteği de artırdı. "Türkiye bağırsaklarını temizliyor" demek suretiyle bu ülkenin kahraman subaylarına açık açık bok muamelesi yapanlar, ülkeyi kendi elleriyle boka teslim ettiklerinin farkında bile değillerdi. Ya da belki farkındalardı ve bu durum işlerine geliyordu, kim bilir? Ülkede ne kadar aydın ve kahraman asker varsa, hepsini zindanlara tıktılar o dönem.

Fransanın başına Sarkozy, Almanya'nın başına da Merkel gelince, Türkiye'nin AB süreci tekrar zora girdi. Daha önce müzakere tarihi verildiğinde AB'ye giriyoruz diye gündüz vakti havai fişek bile atmışlardı halbuki. AB'nin Türkiye'yi hiç bir zaman arasına almayacağı gerçeğini 10 yılda da olsa anlamıştı artık AKP hükümeti. Sonra 26 Temmuz 2012 tarihinde RTE çıktı, Putin ile görüşmesinde "Bizi Shangai Beşlisi'ne alın, biz de AB'yi unutalım." dedi. Aman ya rabbim. Ülkenin beli o günden beri doğrulmadı. Ertesi gün tüm gazetelere "Türkiye'de bir eksen kayması mı yaşanıyor?" manşetleri basıldı. Koskoca seksen milyonluk NATO müttefiki Türkiye'nin, batıyı bir kenara atıp, Rusya'ya göz kırpması kabul edilebilir miydi? Tabi ki hayır.

Belli ki birileri çok kızmıştı ve "Nasıl getirdiysek, öyle de götürürüz" nidalarıyla o meşhur düğmeye basmışlardı. Şu "Herşeyin sorumlusu aslında dış güçler." bahanesini sevmesem de, bir türlü karşı da çıkamıyorum lanet olsun. Haziran 2013 tarihinde Gezi Parkı olayları başladı. 5 kişi toplanıp pikniğe gidemeyen millet, milyonlarca kişi toplanıp Taksim'e gitti. İçlerinde ben de vardım, o anları bizzat içinde yaşadım. "Mustafa Kemal'in askerleriyiz!" diyerek hükümeti istifaya çağırdık. Çünkü sevdiğimiz ve geçekten ülkenin iyiliğini istediğini bildiğimiz aydınları, 3-5 kapitalizm kölesi yobaz grubu zindanlarda çürütüyordu. Bu kabul edilemezdi ve acilen bu hükümetin gidip tarafsız yargıyı destekleyen yeni bir hükümetin gelmesi gerekiyordu, keşke RTE bunu yapabilseydi de biz de o meydanlarda olmak zorunda kalmasaydık. Biz hak aramak için gittik, dış güçlerin köpeği olduğumuz için değil. Ama bizim hak arayışımız ile onların RTE'den kurtulma amaçları aynı kapıya çıktığı için, bugün bir çok AKP destekçisi bizi de vatan hainiymişiz gibi göstermekten zerre çekinmiyorlar. Ne yapalım yani? ABD RTE'yi istemiyor diye, hakkımızı da mı aramayalım?

Gezi olayları sırasında dikkatimi çeken bir ayrıntı daha oldu. Evde, "Acaba hangi kanal gösteriyor bu olayları? Penguen, penguen, bu kanalda da penguen.." diye düşünerek zaping yaparken bir de ne göreyim. FETÖ'nün kanalı Samanyolu TV, Gezi Parkı olaylarını gösteriyor. Allah Allah! Olacak iş değil ve öyle bir gösteriyor ki anlıyorsun cümlelerinden çok da karşı olmadıklarını. Akşamına yine eyleme gittik. Beraber direndiğimiz Fatih diye bir arkadaş vardı. "Yahu Fatih, galiba Fetoş ile RTE'nin arası bozuk." dedim. Yok ya olamaz, onlar beraber çalışıyorlar gibilerinden bişiler söyledi. "Vallaha STV böyle böyle gösteriyor" dedim. O sırada yine gaz attılar, kaynadı gitti muhabbet.

21 Kasım 2013'te AKP hükümetinden sürpriz bir karar geldi. "Dershaneler kapatılacak. Kararlıyız." Herkes bilir FETÖ'nün dershane sektöründen çok büyük paralar kaldırdığını. Bildiğin gelir kaynaklarını kesiyorlar. Tabi biz "Ohh olsun pezevenge, aç kalsın ibneler" şeklinde fikrimizi beyan ettiysek de, cevap verilmesi gereken bir soru vardı. Bunlar neden kavga etti? Hani misafirliğe gitmeden önce kapıdan çıkarken yada yolda gelirken arbada çiftler kavga ederler, sonra misafirliğe geldikleri evde birbirilerinin yüzüne bakmazlar da esrarengiz bir durum ortaya çıkar ya. Çok enteresan bir şekilde aynen o durum yaşanıyordu ülkede.

Derken malum 17-25 Aralık 2013 süreci başladı. Hükümet ile birbirine giren cemaat, yasadışı olarak elde ettiği ne kadar pislik varsa döktü ortaya. "Bakara-Makara-Kukara" mı dersin? "30 milyon kaldı babacım" mı dersin? Torbalarla bakanlığa girip, eli boş çıkan Zarrab mı dersin? Bildiğin yolsuzluk sarmış ülkeyi. "Yaptığına şantaj derler, böyle tapeye montaj derler" şarkısıyla bu süreci de bitirdik. Bu arada yerel ve genel tüm seçimlerde AKP seçilmeye devam etti. Çünkü adamlar bu oyunan oyunlara direnmek gerektiğini, direnilmezse ülkenin bağımsız olamayacağını, kendi tabirleriyle "Eski Türkiye" gibi sürekli boyun eğerek bir yere varılamayacağını anlattılar. Haklıydılar, ancak boyun eğmeyen bir ülke olmak için gerekli olan hiçbir şeyi de yapmadılar. Mesela üretim ekonomisine geçmek gibi, mesela yüksek teknoloji ar-ge çalışmalarına ağırlık vermek gibi.

Yolsuzluk ifşası planı ile de birşey elde edemeyen "dış güçler" in gözünü bu sefer de kan bürüdü. 2015 yılından başalyıp 2017 başına kadar Türkiye'de farklı terör grupları yerli-yabancı ayrımı yapmadan her kesimden insana saldırılar düzenlendi. Dediler ki; "Bu ülkeye gelmeyin, ölürsünüz. Zaten bu ülkede mi yaşıyorsunuz? O zaman her an ölebilme ihtimaliniz olduğunu bilerek korku içinde yaşayın." Sultanahmet ve İstiklal Caddesi'nde turislere saldırdılar, mitinglerde HDP'lilere saldırdılar, Kayseri'de askerlere saldırdılar, Reina'da saldırdılar, Diyarbakır'da saldırdılar, futbol maçında saldırdılar.

Amaçları, "Yahu başımıza buların hepsi RTE yüzünden geliyor, bu adama bir daha seçmezsek bu işkenceler ve ölümler artık biter" dedirtmekti bu millete. Türk halkı böyle söylemedi doğal olarak. ABD uşaklığı yapacak bir parti yerine ölmeyi tercih ederdi her Türk insanı. Kurtuluş savaşında bunu zaten göstermişti aziz Türk milleti kendilerine ancak tarihi iyi okumadı herhalde bu oyunu kuranlar. Yanlız bu sefer sorun daha da büyüdü. Bir tarafta ülke yönetemeyen bir RTE, diğer tarafta "RTE giderse acaba yerine gelenler ABD'ye tekrar uşaklık yapar mı?" endişesi.

Terör saldırılarının arasına bir de darbe planı yerleştirdiler, 15 Temmuz'da TSK içine sızdırdıkları bir grup vatan haini FETÖ'cü it, suçsuz günahsız vatanını seven erleri de kullanarak bu ülkenin silahı ile bu ülkenin vatandaşına bomba ve mermi yağdırdı. Yine emir, köpeği oldukları ABD'den gelmiş, vicdansızca kabul etmişti götoğlanları. Darbe yapacak diye zindana kahraman tıkıp, kendileri darbe yapmaya kalktı yavşaklar. Darbe planları da çöpe gitti. Pensilvanya'da sinirden nasıl morardıklarını hayal edip kahkaha atıyorum arada sırada.

Darbeyi beceremeyince milletin ekmeğine göz diktiler bu sefer. Ülkeye yatırım yapan tüm yabancılara, "Türkiye'ye yatırım yapmayın, bakın orası sakat ülke" dediler. Kredi notlarını düşürdüler, spekülasyon ve manipülasyonlar ile kuru tepetaklak edip, zaten üretemeyen, otu boku ithal eden ülkeye enflasyon patlamasını yaşattılar. Bu patlamanın sorumlusu ABD olduğu kadar, ekonomide dışa bağımlılığı artıran AKP'nin de suçuydu tabi ki. Sürekli eve hırsız giriyor diye şikayet edip, hala kapıyı kilitlemeden evden çıkmak nasıl bir zekanın sonucudur anlamış değilim.

Keser döndü sap döndü, her olay ile birlikte yeni bir hesap da döndü. ABD bize kafayı taktıkça, biz Rusya'ya daha da yakınlaştık. NATO üyesi bir ülke olarak Rusya'dan S-400 füzesi bile aldık. Normal şartlarda olacak iş değil. Onlar tehdit ettikçe, RTE kafa tuttu. Onlar saldırdıkça, RTE'nin kıymeti halk arasında daha da arttı. Artık AKP'lisi de, Kemalisti de, milliyetçisi de, liberali de FETÖ'nün ve ABD'nin, ne bok olduğunu bilir hale geldi kısacası. Zaten biliyorlardı de, gözleriyle de tekrar bu dönemde yaşayarak gördüler.

Gelelim Rahip Branson krizi yüzünden Türkiye karşıtı yaptırım kararları alınmasına:

ABD o kadar kötü bir dış politika izliyor ki, hukukun üstünlüğüne inanıyoruz derken bile başka ülkelerin hukukunu hiçe sayıyor. Kendi menfaatlerine aykırı olan her durumda diğer ülkeleri cezalandırma veya uluslararası arenada ötekileştirme yoluna gidiyor. Bu kadar iğrenç ve hiçbir yerde karşılığı olmayan dış politikalarla dünyayı daha kötü bir yer haline getirmekten ne zaman vazgeçecekler merak içerisindeyim. Her işlerine gelmediğinde kan dökmek, aç bırakmak, oralarda yaşayan halkı mutsuz etmek için senaryolar kuruyorlar. "Hukukun gücü yerine, güçlünün hukuku" düşüncesinin her zaman felaket getirdiğini bir türlü anlayamıyorlar, hiçbir zaman anlayacaklarını da sanmıyorum. Artık bu senaryoları kim kuruyor ise o kadar kötü kuruyor ki;

-FETÖ iade edilene kadar tüm ülkenin (her kesiminin) onlardan nefret edeceğini hesap edemiyor,
-Kendi ürettikleri ılımlı islam politikasının ucunun "Şeytan ABD" ye ulaşacağını hesap edemiyor,
-Bu ülkede her bomba patladığında, o bombaları terör örgütlerine tırlarla taşıyanların ortaya çıkacağını hesap edemiyor,
-Ekonominin bozulması halinde asıl zararı yine dolaylı yoldan kendilerine vereceklerini hesap edemiyor,
-Türkiye karşıtı her hareketlerinin Türkiye'yi kendilerinden uzaklaştırıp, Rusya tarafına daha da yakınlaştıracaklarını hesap edemiyor.

Bu adamlar ya gerçekten çok salaklar, ya da dünyayı gerçekten kaos ortamına sürüklemek için ellerinden geleni yapan insanlık düşmanları. Bu yaptırımların ve politikaların başka bir açıklaması olamaz.